You are currently browsing the tag archive for the ‘insan’ tag.


ÇOK DEĞİL

Çok değil,

beş ay oldu …

Ne gün saydım, ne ay

fotoğraflarına bakmadım

mektuplarını da unuttum.

Bir tek, nasıl silinir bilmem

“yokluğun” kaldı ..

 

DUMANALTI

Dumanaltı olmuşum bir Pazar akşamı,

şeffaf bir lacivert gökyüzü, burnumun dibinde..

Şu camlar olmasa

ah şu camlar olmasa da,

gözlerinin yeşilini işlesem tuvalsiz, fırçasız, sensiz..

Yazabilsem lacivert minicik harflerle,

(kimse görmesin diye)

kocaman bir sevda şarkısı alelacele…

 

ŞİİR YÜREKLİ

kimin aklıdır

bu karpuzdan fener,

en sevdiklerimle bezeli

bu sofra,

sözcükleri

mum alevinde yazılmış

bu şiirler,

kimin niyetidir bu

beni

olduğum gibi

olduğum kadar

sevmek,

varlığımı kutlamak

kimin işidir ..

 

KUŞLAR

uçarken

kül rengi bulutlar

arasında,

beni de alın

aranıza..

geçerken

griden maviye

gerçekten düşe,

benim de

bir şarkım var

söylenecek..

onu

tutturalım

birlikte..

 

VELHASIL

bazen

ne susmalarla olur

ne konuşmalarla..

hiç gelmez bazen

beklenen,

sen hiç

gidemezsin

yada..

“böyle gitmez”

deyiverirsin

“ve de öyledir”

diye yanıtlayıverir

seni yaşam ..

yel2

ETEKLERİM

Bugün,

Yıldızların üstüne serdim

Eteklerimi..

Cıvıltılarının arasına ..kuşların

Bir çocuk gibi bakan

Gözlerine serdim

Eteklerimi..

Yarın belki

Salına salına giderim

Buralardan.

Eteklerim belimde..

Dilimde nakaratı solmuş bir şarkı.

Elimde..5 taşlarım.

Kafamda

Yıldızlar.kuşlar..gözlerin..

 

KARGA

Kargalar konar

Her akşam vakti

Komşu evlerin

Çatılarına..

Gündüz ganimeti

Bir yüzük, bir kolye

Ama biliyorumm..

Gözleri hala

Gece

Düşlerimde..

 

BAKIŞ

Beklemelerde,

akıl,

ne çok

döner de bakar

döner de bakar içerisine

taaa içerisine yüreğin…

Yürek

ne çok haykırır

ne çok…

İçine

taaa içine yaşamın…

 yel3

BİLDİN Mİ

Isıtmak için ellerimi,

geldim yanına..

tuttun mu…

bu yüreği,

söylenmemiş kalmasın

diye açtım sana

duydun mu..

Gördün mü,

acılanmamı ardından..

bir bedenin içine

hapsolarak.

Kaç sevda yaşadım,

ne çok onardım..

Bildin mi..

 

ÇITI PITI

Henüz

Çıtı pıtıyken ay

Gökyüzünde,

Bir hilal vakti..

Selamlar söylerim ben

Öksüz yüreğimden

Tüm gelip de

Gidenlere

Bilmem neden..

 

EL

Başka türlüsünü bilmemek,

Böyle yaşanmalı her şey.

Elinde olmadan

Elinden geldiğince..

Elimde değildi..diyerek.

 

GÜLÜMSEME

Cıvıldadıkça kuşlar penceremde 

Düştükçe dalları ağacın masama..

Akşamın hüznü çöktükçe

İçimde..bir suret belirir ansızın

Bir çocuk gülümser

Gözlerimde..

 

KEŞKE…

Sessizce düşündüğüm

şeyler var kendime dair,

kendimden yana

epeydir bilmediğin..

Yaşanmamışlıklardan sızan

bir sözcük var ya..

bu yaşıma girerken

hiç sevmediğim..

işte ona inat

işte ona rağmen,

ne varsa birikmiş olan

kafamda ve yüreğimde

bir araya gelmeli artık

bir yerde ve bir gün

ellerimde…

Sevgiyse bu eğer..

olanca yüreklilikle

söylenmeli sevgilerim..

hüzünse bazen,

yaşama dair

taşınmalı ve bilinmeli

gözlerimden..

Uçmaksa bazen kuşlarla

sadece ve sadece

kendi düşlerime doğru

bir gün batımında,

pişmanlıklardan

sorgulardan ırak

açılmalı kanatlarım…

Kaybetmişsem eğer kendimi

sözcükler, görüntüler

sesler arasında bir yerlerde,

öğrenmeliyim

kendimle buluşmamın vaktini

korkusuzca ve huzurla beklemeyi …

Yaşamsa eğer

hala şu denediğim..

izin vermeliyim

benimle birlikte akmasına,

bazen

kurgulayarak ben’i

bazen

kurgulardan çok uzak…

Çünkü

bir sözcük

var ya hani..

şu her şeyden sonra

geriye kalan..

silinsin isterim artık

şu kırk yaşına gelmiş

yüreğimden..

 yel4

IŞILDARIM HER GECE

Yıldız tozları

Düşer çayıma

Her gece,

Toz içer

Dize saçarım

Kağıtlarıma..

Yıldız tozları

Düşer dizelerime

Her gece,

Toz iner

Ay çıkar

Mahcemalimde..

Yıldız tozları

Düşer bana

Her gece

Işıldarım..

 

KİMİN İŞİDİR

Kimin işidir

Düşlerimi tasarlamak?

Omzumdan uzanıp da

Kim fısıldar

Sözcükleri

Kulağıma..

Usulca.

Ne biçim

Işıktır ki

Sızan

O aralıktan

Beni

Ben eder

Seni sen..

Seni

Ben

Eder..

Beni

Sen..

 

KARDUŞ İÇİN..

Nokta burunlu kızım

Doğurduğum an

Bilmiyordum,

Saçlarının

Dalgalanacağını

Deniz gibi,

Bir yıldız gibi

Işıldayacağını

Gözlerinin..

Ellerinin

Maharetli olacağını

Bu kadar..

Sevgiyle

Kucaklayacağını

Sokaktakini bile.

Bunca

Dirençli olabileceğini

Bir çocuk ruhunun..

Bunca

Merhametli

Ve hala

Bunca

Çocuk..

 yel41

MONO-DİA-LOG

Bir zamanlar,

konuşurken içimden

kendime hep

kendimden yana..

şimdi

bekliyorum,

gelsen de geçsek diye

kendimin

öte yanına….

 

HESAPLAŞMA

İstersen kal,

hesaplaşalım yeniden..

Bende,

teki kaybolmuş bir çorabın var

yarım paket sigaran

üç demet maydonozun..

Bunlar, senin bendekilerin.

benimse sende

“gönlüm” var..

Al seninkileri, ver benimkini !

 

PENCEREM

Seni istedim diye mi

açtım bir sabah

pencerelerimi

dünyaya,

Yoksa da,

seni gördüğümde

açıkmıydı..

Önünde

sardunyalarım,

arsız kır lalelerimle

pencerem…

 

AYIRDINDA OLMAK

Sevgisizlik ,

Sana olan şiirlerimde değil..

Söyleyecek bir şiiri olmamaktır

Sevgisizlik.

 

KUŞLARRRR

Kuşlaaaar, üzgünüm..
 

cıvıltılarınızı

uzun süredir dinlemiyordum,

kanat çırpışlarınızı da..

Ama siz de hiç sıçmadınız

camlarıma !

 yel48

CÜMBÜŞ

Şiir bu ya,

Benim tuvalimin

ortadan bıçakla ayrılmış

maviler cümbüşünde,

bir yaz akşamı

kuşlarla tekneler yer değiştirir.

Tekneler uçarak gider

kasaba limanına,

kuşlar demir atar

derinine denizin..

 

ŞÜKÜR

kuşların cikcikleri

her sabah

bir şükür değil mi

varoluşlarına..

ya

benim

her sabah ki

çayım

cigaram

gülücüğüm

selamım da

bir şükür olmasın

varoluşuma?

evet

şükür yaaa..

şükür.

 

HAYRET

serçelerrrrr……

ne bu heyecan

sabah sabah,

penceremde

bin bir türkü

şakımalarrr..

hiç mi

kara haber yok

sizin dilinizde,

hiç mi

incinmezsiniz

birbirinizden,

aç açık

yok mu

aranızda

peki..

parasız

pulsuz

ve

bir o kadar da

sevdasız..

ala alaaaa!

 

İÇİMDE..

Kırmızılar giymişim

Bugün

Güneşe inat

Salınıyorum bahçede..

Mavilere bulanmış

Saçlarım

Gökyüzünü almışım

Tepeme..

Başakların arasına

Uzanıyor kollarım

Parmaklarımda

Taneler..

Bir köşesinde

Yürüyorum

Evrenin

İçimde

Yıldızlar..

 

YARILAMAK

Yarılandığında hayat
 

Ömür sığmaz olur

Bedene,

Sözcükler azalır

Ve artar aklın yolları..

Kesinlikler yitirir yerini

Muğlaklaşır renkleri

Auranın..

Zembille iner

Her şey bir anda

Ve huzurla kabuldür

Gelse de gitse de

Her ne ise..

Fırsatlar beklenmez

Yarılandığında hayat,

Olmuşlar vardır

Olacaklar

Olmakta olanlar ve

Şükür ki her daim

Henüz olmamışlar..

Yaşam

Bir kanat çırpışı

Kadar ebedi

El çırpmak kadar

Karmaşık ve

Her gün

Kendince, sessizce

Açılıp kapanan

Çiçeklerin

Tevazusu kadar

Yalındır..

İlginçtir ki

Hayat

Yarılandıkça

Hayattır..

 yel29

 ISKALAMALAR

Kuşlara tembih ettim

Dedim ki;

Geldiğinde bahar

Bana da seslenerek

Haber verin..

Ola ki,

Gözüm görmez

Ruhum duymaz

Tenim coşmazsa

Eğer..

 

DERS

Gitmelere

Gelemem..

Silmeleri

Yapamam..

Eskileri

Atamam..

Ardıma dönüp

Bakamam..

Güya düşmem hiç

Ağlamam bir de

Uluorta..

Veririm

Ama alamam..

Söylerim ve

Unutmam..

Bir daha,

Çok defa gelirim

Şu dünyaya

Usanmam.. : ))

 

SINIR AŞIMI

bir şişe açtım

kırmızı mı kırmızı.

bir kadeh

aldım elime

kızıl mı kızıl..

alev alev

serildim

bir gök

üstüne.

verdim.. aldım

aldım..verdim..

 

HANİ BANAAAA

Biri yaşamış

Diğeri anlamış

Öteki söylemiş

Beriki anlamlandırmış

Ve biri gelmiş

Tüketmişşşş..

 

DOĞRUDUR..AMA İNANMIYORUM

mahzun bakmaz çiçekler 

öyle mi?

Şefkati bilmez karıncalar

Ya da..

Diyorsun ki,

ölümsüz de değildir

insanoğlu ayrıca .

Ve periler yoktur zaten

gerçek değildir

hiçbir masal..

Ay selam almaz

öyle mi?

Yıldız tozlarıyla da

yıkanamaz kimseler..

Ve de,

her şeyin ve herkesin

derisidir sınırı.

Sigara sağlığa aykırıdır

diyorsun..az içmeli,

Ya da Araflık yapar insanı

gereğinden fazla sevgi..

Öyle mi???

 yel30

 OLAN

Her şey

Rüzgarla uçtu

Yağmurla aktı

Sıvanıp güneşle

Toprağa düştü..

Suçlu değildi

Kimse

ve

Sorumluydu

Herkes..

 

HANGİ SORUNSALI

Hangi yol eriştirir

Beni sana?

ve

Dosdoğru,

Kıvrıla büküle,

Belki biraz yokuş

ya da,

Çalı çırpı içinden

Çıkıp da gelen

Hangi

Ben’dir

Hangi

Sana?

 

UZAKLARDAN

Gün gelip de

Bulutlara uzandığım

Vakit,

Diksem gözlerimi

Yoluna

ve

Bir çakıl taşı atsam

Tam vaktinde

Kafana..

Gülümser mi

Oradaki

Sen

Buradaki

Bana?

 

KEŞİF

yine,

yeniden,

bir kez daha!

aynı dairede

ayrı hallerde..

 

KAHVE

Kapatıp da fincanı gitti

Telvelerin içinde kaldı

Yaşam..

 

ŞİFRE

Orada

Arama..

Buradayım !

 

SORUMLULUK

içindeki her şeyi
 

söyler mi bu kuşlar

her şakımada..

ne var ne yoksa

katıp da önüne

azgın yağmurlar,

yığar mı önümüze..

dalgaları denizin

tüm öyküyü, savurarak

baştan sona

anlatır mı hiç..

ve kim bilir

ne çok sır tutar

koca dağlar,

çalı çırpı

zerafetiyle..

ve

ben..

neler bilir

nasıl yaşarım,

kalanlarla

içimde..

 yel46

 VARLIK

Hiç

Terk

Etmedim.

Hep

Usulca

Çektim

Elimi,

Üşüyüp

Uyandılar.

 

KİM

Yaşadı

Hissetti

Anladı

Bildi

Ruhum,

Şaştım

Kaldım

Ben..

 

devam edecek 🙂

 


KİM DEV.. KİM CÜCE ?

Okula arabayla giderim genellikle..ve seyahat boyunca pek çok acaip görüntüyle karşılaşırım..
 

Bir sabah yine yola çıktım, cigaramı yaktım , müziğimi açtım huzurlu bir gidiş içinde Alsancağa geldimm..bilmeyenler için yazayım bu kısmını. Alsancak İzmir’in en prestijli diye anılan semti yada iki semtinden biri. Kırmızı ışık yandı ve ben de durup ön sırada beklemeye başladım. Gelip geçenlere bakıyorum cigaramı tüttürüp. Bir genç çocuk attı kendini arabanın önüne ve karşıya geçmeye başladı..ama ne geçiş..Bir kere çocuk genç, iri-yarı ve çok da yakışıklı. Başladım çocuğu izlemeye. Yürüyüşü ilgimi çekti önce, inanılmaz bir güvenle yürüyor. Gögüs dışarıda alın dimdik karşıya bakıyor..ve kendinin de farkında olduğu belli güzelliğini. Üstüne başına baktım bu arada. Eski bir şeyler giymiş, ayakkabıları pörsümüş..belli ki o semtin adamı değildi. Bakışları da zaten son derece açıklıkla şunu söylüyordu çevresine yürürken..”bende, ne kadar isterseniz isteyin..sizin paranızla satın alamayacağınız denli özel bir şey var..”

Neyse, uzatmıyayım..bu çocuk karşıya geçti gittii, benim düşüncelerimi de sürükleye sürükleye peşinden. Işık yeşile dönünce ben de devam ettim kendi yoluma. İlerde tam garın ordaki meydanda bir daha durdum..yine kırmızı. Bilirsiniz zaten bir kere takıldın mı bu devam eder böyle..tam durduğum anda yanımdan bir şey fırladı çalıların arasından yola..Ben tam şaşkınca bakarken ne oluyor diyee..güzel yüzlü, yeşil gözlü bıyıklı bir küçük adamla göz göze geldim..bir anda yürüdü gitti…

Birden kafamda bir kocaman..ve bir küçük adamla kalakaldım İçimden düşündüğüm şu oldu öncelikle..alamm..o kocaman genç çocuk o görkemli görüntüsüyle bildik yaşamın içinde ne kadar şanslıydı. Rekabet arenasında her zaman seçileceklerdendi o. Peki ya küçük adam? Arenada şansı varmıydı hiç..diğerine kıyasla daha azdı sanırım..Pekiii, gerçek bu kadar basitmiydi ki..benim kurgumdaki kadar kabamıydı? Belki de şunlar olacaktı yaşamın içinde ben görmesem bile..O kocamann çocuk, o güzelim gövdesini aşıp da içine..taa içine bakacak yürekte bir kadın bulamadığında bir anda cüceleşecekti..ve o küçük adam..boyunun üzerinden bakmaya çabalamayan bir kadın bulup da ..sahici bir sevgi..aşkla kendine bakan o kadının gözlerinin içinde kendini bulduğunda devleşecekti.. Bu da bir başka gerçek değil mi. 

2

AYNALAR 

Yaşamlarımızda pek çok insan var ve de olacak bize bizi anlatan, bize bizi gösteren. Zaman zaman çok önemsediğimiz, zaman zaman hiç ciddiye almadığımız ama mutlaka ve mutlaka çevremizde aradığımız bu aynalar üzerine yazmak istiyorum bu sefer. 

Kızım küçüktü henüz, sanırım 3 yada 4 yaşındaydı. Yeni kavramlarla tanışma yaşı gelmişti yani ve ben de elimden geldiğince bu kavramları uygun anlamlarla, açınımlarla kendisine tanıtmak istiyordum. Bunların arasında paylaşmayı en sevdiğim ise “güzellik” kavramıydı.

Bir gün okuldayken bir hocamızın oğlu geldi yanımıza, yaşı yaklaşık 6-7 arasıydı..Yaşlı bir başka bayan hocamız bu sevimli veledi görünce kendini onun önüne atarak sarılıp öpmek istedi. Ve tam o anda çocuktan şu feryat yükseldi. Öpmeeee..sen çirkinsinnnn!! Hepimiz donduk kaldık bu duyduğumuz karşısında..evet hocamız yaşlanmıştı..yüzünde çizgiler vardı, kabartılmış saçları ve çiziklerin arasına sıkışmış makyajıyla bir afet olmadığı açıktı. Ama çirkin olmak? Hayır..sanırım ona çirkin demekten çok sevimli yakıştırması daha uygun düşüyordu o an bizim gözümüzle. Bu mesele benim kafamı epey süre kurcaladı ve sonunda güzellik kavramının, öğretilen ve öğrenilen ölçütler içerdiğini düşünmeye başladım. Eğer güzellik ölçütlerimiz öğrenmeye dayalı idiyse, değer biçilen bu tür kavramların bilgisinin oluşmasında biz yetişkinlerin büyük etkisi olmalıydı çocuklar üzerinde. O anda kızımı düşündüm. Ne öğretiyorduk acaba ona ve ne öğreniyordu güzelliğe dair bizden?

Evde dikkat etmeye başladım konuşma ve tavırlarımıza. Neye güzel diyorduk, çirkini ifade ettiğimizde neyi gösteriyorduk, çocuk zihninin terbiyesinde destek verdiğimiz yön ne idi? Dahası ona öğrettiğimiz biçimlerin, ölçütlerin onun kendine dönük yansımaları ne olacaktı..as olan buydu belki de..öğrendiklerimizin ilk kurbanı da, deneği de, şanslı kulu da bizdik çünkü.

Evde ilk gözlediğim şey şu oldu. Kızım yeni bir şey giydiğinde..bizim onayımızı alan bir şey yaptığında..sözümüzü dinleyip gündelik yaşamın gerekleri olan yüz yıkama diş fırçalama vb. işlemlerini tamamladığında “güzel” kızımız oluveriyordu. Tersi durumda bacağından asılmamakla birlikte hakim güzellik ölçütümüz bu tür alanlarda yoğunlaşmıştı. Bir gün içimden bir ses bana dedi ki; Bu varlığa giydirilmiş roller..beklentiler..yargılar dışında da güzel olduğunu hatırlatmalısın sen. Sana emanet edildiği andaki çırılçıplak haliyle “güzel” olduğunun bilgisini vermelisin ona. Çünkü yaşamda karşılaşacağı tüm aynalar zaten ona şu anda yaptığını yapacak..yani görüntüdeki yansımasıyla değer biçecek ona..sen kızının en önemli şansısın ona bunu yapabilecek olan. İçimde oluşan bu ses, sadece kızımın değil..bir süre sonra asıl benim bilincimde yeni bir sıçrama oluşturacaktı ve ben o anda bunun farkında değildim.

Bu farkındalıkla fırsat bulduğum her an..uygun olan her durumda kızıma her haliyle, koşulsuz ve beklentisiz sadece varolduğu için “güzel” olduğunu vurgulamaya başladım ben. Darmadağınıkken, her tarafından her şey akarken, özenliyken yada uyumluyken..kısacası her “koşulda” ve “durumda” güzelken. Evde bunları yaşadığımız süreçte bir gün kızımın anaokulu öğretmeninden bir telefon geldi bana. Telefondaki ses hayretle bana diyordu ki; Funda hanım size çok ilginç bir şey anlatmak istiyorum . Sabah kardelen her zamanki gibi okula geldiğinde ben karşıladım, kabanını aldım tam sınıfa götürecekken baktım üzerinde yeni bir takım var. Aaa dedim karduşşş ne kadar güzel olmuşsunnn. Kardelen bana baktı baktı ve dediki..”siz beni çıplak görün bi de..ben o halimle de çokkk güzelim kiii..”

Öğretmen hem şaşkın hem de heyecanla, bu deneyimini bana anlatırken sözlerinin arkasında bunun nasıl bir bilgi olduğunun sorgusu vardı ve ben de bunu farketmekte pek zorlanmadım açıkcası..ve yaşadığımız süreci ona anlattım kısaca. İçimde şükrederek elbette, çünkü kavram oturmuştu ve aynaların bazen çarpık..bazen yanılsamalı bazen sahici görüntülerine dayanarak kendine değer biçen..yada biçmekte zorlanan bilinç gitmiş, kızımda bunun yerine varlık olmanın başlı başına ayırd edici bilgisine dair yeni bir farkındalık çarpıcı bir biçimde gelişme yoluna girmişti.. ve bende de.

Tüm bunları neden anlattım peki.. eğitimci olarak geçirdiğim 15 yıl içinde karşıma çok çeşitli bilinç halleri içinde pek çok genç geliyor. Hele de birinci sınıfa başladıklarında ..henüz birbirine de benzeşmemiş olmalarından ötürü inanılmaz bir insan halleri cümbüşü seriyorlar gözlerimiz önüne. Bazıları ilk geldiği günden başlayarak bu evrende varolmanın, biricik olmanın..değerli olmanın haklı asaleti ve bunun bilinciyle karşınıza çıkıyor. Kendine sizden bağımsız..aynalardan bağımsız değer veriyor ve bu değeri sizin de vermeniz konusunda sizi kendi bilincine davet ediyor. Bazılarını ise, sanki evrenin kıyısında terkedilmiş..yolunu kaybetmiş..varolmanın bilgisini unutmuş ve rehberini arar halde gezinir buluyoruz..Her iki bilinç halinin çarpıcı etkileri var yaşam boyu üzerimizde kuşkusuz. Ve bu hallerden birinde yada diğerinde olmanın gözlediğim en temel çıktısı bizzat “yaşam sevinci” üretme becerisinde /açmazında kendini açıkca gösteriyor. Kendi varlık değerinin ayırdında olmak, varlığa bir iç özgürlük duygusu, yaşamda gelene ve gidene karşı hazır olma bilinci, ve yaptığı ettiğinden ..kendi olma becerisinden haz duyma sevinci getiriyor.

Kimsenin elinden alınamayacak denli özgül olan bu farkındalıkların gerçek beslenme zamanının taa çocukluğa kadar uzanıyor olması bence olayın en düşündürücü yönü. Peki tüm bunlar için geç kaldığımız durumlar..yaşlar var mı..bir başka önemli soru da bu olmalı. Çocuklukta öğrenilenin öğretilenin önemi açık elbette ancak eğer öğrenme deneyimiyle edinilen bir olgudan söz ediyorsak ..zamanın kısmen telafi edilebilir olduğuna da inanmamız gerek. Bu konuda yapılabilecek en önemli şey sanırım öncelikle şu.. NİYET etmek. . evrende varoluşumuzun değerli..biricik ve anlamlı olduğuna HATIRLAMAYA niyet..İkincisi sanırım bunu bize tanıtlayacak olan yeni bilgilere, deneyimlere, durumlara ve olanaklara İZİN verip zihni bunlara açık tutmak. Veee sonuncusu da bunlar sonucunda geleni ve gideni kucaklamaya HAZIR olmak.

Çevremizdeki “aynalar” tüm bunları yansıtsaydı, bunca lafa gerek kalmazdı..Su gibi olun der bilgeler hep nedense.. suyu düşleyip AYNA olun demediler hiç. Suyun akışırken yansıttığı gerçek, bekleşen aynalardan daha mı sahici ki?         20.12.2001 

 4

 EFÜME NİNE

Bazen çocuklara imrenirim..”olmayacak olana dair” o inanılmaz inanma niyetlerinden ötürü. Masallara inanırlar..perilere ve öcülere de. Bizim var olan ile yok olan arasında oluşturduğumuz yarığı çocuklar kapar bu niyetleriyle yaşamın henüz çok başlarında.
 

Efüme nineyi ilk kez annemden duydum. Bu nine annem henüz çocukken ona ninelik yapmış biri. Öykü kısacık ekleyecek çok bir şey de yok..

Bir gün Efüme nine annemi yanına çağırır. Karşısına oturtur ve eliyle annemin başını, saçlarını okşar. Belli ki söylenecek şeyin yaşamsal bir önemi vardır. Efüme nine annemin heyecanla bekleyen gözlerine diker gözlerini ve kısaca şöyle der;

“Yıldızım..ben çok yakında belki artık senin yanında olamıyacağım. Gideceğim yer uzak..sana el sürüp saçlarına dokunamayacağım belki. Ama sana bir güzel haberim var. Ben ay dedeyle anlaşma yaptım. Ay dede her hilale döndüğünde sen başını yukarı kaldırıp onun aracılığıyla bana selamlarını yollayacaksın..o da bu selamını bana getirecek böylelikle birbirimizi göremesek bile birbirimizden ayrılmamış olacağız.”

Annem çocukluğundan başlayarak yaşamının sonuna kadar her hilalde Efüme ninesine selam yolladı..ve elbette çocukları olarak bizler de selamlarımızı ilettik ay her hilale döndüğünde, yaşamımızdan tüm geçip de gidenlere. Efüme nine, bizim var olduğumuza inandığımız alanla yok olduğumuzu sandığımız alan arasına köprü kuracak minicik bir miras bırakmıştı hepimize. Yıllar geçtikçe düşünüyorum üzerinde..en güzelini eşim söyledi en sonunda. Dedi ki; “Efüme nine bütün bunları inanılmaz bir şefkatle söylemiş olmalı annene..egoyla değil. Amacı, yokluk korkusuna düşüp varlık alanına kazımak değildi kendini. Büyük olasılıkla geride kalanlara, kendi bilgisiyle yoğrulmuş kapsayıcı kuşatıcı birleştirici bir bakma biçimi bırakmaktı niyeti..çocuklar gibi.”

Bu bilgiyi bize bırakan Efüme nine’ye..bize aktaran anneme..şefkati ve sevgisi varlık – yokluk karşıtlığındaki korkularla biçimlenmemiş tüm yüreklere şükürler ve selamlar olsun her hilalde.. 

7

 DELİ Mİ ?

Alsancak garı karşısındaki kilisenin önünde, trafik ışıkları bana tam dur demek üzereyken arabanın frenini kökleyip kalakalıyorum. Kısa boylu, sakallı ve kırmızı şapkalı bir adam önüme atlıyor..bir eli yaşlı bir teyzenin omzunda öbür eliyle bana dur diyor. Yaşlı teyze elindeki bastona dayanarak yavaş adımlarla yürürken kırmızı şapkalı adam teyzeyi panik yapmaması konusunda rahatlatıp adımlarıyla ona eşlik ediyor. Bakışıyoruz bir an, bir sevinç ifadesi var ikimizin gözlerinde de nedeni olmayan.
  

Teyze karşıya geçti..kırmızı şapkalı adam bana yaklaştı yaklaştı..arabanın camından kafasını içeri uzatıp burnuma doğru nefesini vererek “at bi kapik..traş olucam!” dedi. Höö..kapik haa..hemide traş için haa. Dedim ki “yok kapik!..bi cigarada anlaşalım.” Baktı yüzüme ve harbiden olmadığına kanaat getirdi kapiğin bende. “ver” dedi. Çıkardım iki cigara uzattım, bekletmeden aldı elimden bir gözüyle de yanıma yanaşan arabadaki kalantoru keserken. Uzattı kafayı benim camımdan adama dikti gözlerini. Göz göze gelme, getirme konusunda deneyimli. Adama bir yandan elinin iki parmağını birbirine sürterek “para??” işareti yaparken gözleri ile de “paradan naber!” bakışı atıyordu. Adam iki elini yukarı doğru kaldırarak talihsiz bir açıklama olan “yok para mara” açıklaması yaptı. Kırmızı şapkasını eliyle gözlerine indirdi..para isteyen eline diğer kolunu destek yaptı bizimki ve hiç beklenmedik bir hızda adama nişan aldığı tabancasını ateşledi..ağzından çıkardığı atış yapma efektinden, “yok para” söyleminin hiç inandırıcı olmadığı apaçık anlaşıldı. “pkhuvvvvvvvvv”..tek atış inanılmaz isabet..hatta meşru müdafaa..

Maktülüyle ilgilenme gereği duymadan bana döndü..ayaklarını çakı gibi bir asker edasıyla birbirine çaktıktan sonra sağ eliyle bana bir saygı selamı patlattı ve hızla onu çimlere uzanmış bekleyen iki arkadaşına doğru yürüdü. Verdiğim cigaraları “aha..alın işte size cigaraaa” edasıyla önlerine attıktan sonra tek ayağı üzerinde dönerek bana baktı..yüzüne yayılan kocaman gülümsemesiyle az önceki asker edasıyla selamını tekrar etti..ışık yanmıştı ve gitmem gerekti. Ardımda bıraktığım kırmızı şapkalı iyi eğleniyordu gibi geldi bana el sallaşırkenn..ya ben..ben de eğleniyor muyum sorusunu yanıtlamak kaldı geriye.    23.07.2003

 

devam edecek:)

about me

polymer clay art
funny cat and dog sculptures
romantic clay pendants
fimo and sculpey

TAVAN ARASI

yazdıklarıma bakalım kim ne demişşş

istatistiklere göre sitemin vaziyeti

  • 4,593
Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Ağu    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031